Yaradan neden hafıza diye bir şey vermiş?
Hatıralarımı hatırlarken bazen hep acılı olanlar aklıma geliyor. Bende kendi kendime neden mutlu hatıraları değilde acılı olanları hatırlıyorum diye sordum.
Aslında hafıza tamamen karanlık bir oda gibidir. Burada ne aradığına bakarsan onu görürsün. El fenerini karanlık odada nereye tutarsan onu görürsün. Yani anılar çevremizdeki bir sürü faktörle birlikte ön belleğe gelir. Böylece hatırladığımız şeylerin vizyonunu görürüz.
Hatırlamak istediklerimin o anki ruh halimle ilgili olduğunu da fark ettim. Yani çok güzel bir sohbetin için de acılı anılarla meşgul olmuyor zihnim. Fıkraların anlatıldığı bir ortamda benimde yıllar öncesindeki bir sürü fıkralar aklıma geliyor. Tamamı olmasa da büyük bir kısmını hemen hatırlıyorum. Eğer böyle işliyorsa neden acılı anıları hatırlayıp kendimi üzeyim diye de düşündüm. Hayatın gerçekleri bunlar denildi. San ki birazda buna inandım. Oysa ki bunun olmasını hiç istemem. Bazı yazarlar dramları öyle bir işlemişler ki bütün dünya buna dikkat etmiş. Filmlerini çekmişler tiyatrolarda canlandırmışlar. Tabii tam tersi olanlarda var. Komediler ve eğlenceli şeyler ancak kendimi bunların arasında bir yere koymaya çalışırken neden ya öyle yada böyle olmalıyım diye kendimi dinledim.
Şunu da bilmem gerek her ikisi arasında bir denge kurup yaşamı bu dengeli şekilde sürdürebilme yeteneği tıpkı sırat köprüsünde yürümek gibi. Çünkü eğlenmeye başladığımda hiç bitmesin istiyorum. Yada bilinç dışı dram içine girdiğimde de kurtulmak için çok çaba sarf etmem gerektiğini anladım. Böylece bunları hayatımın içine ölçülü ve dengeli bir şekilde nasıl girmesini sağlarım. Bu nasıl bir bilinç halidir. İnsanlarla yaşarken bunların etkisinde kalmadan nasıl bu denge içinde hareket edebilirim ki. Belki dengenin bu derece önemli önemli olması bu yüzdendir.
Yani yapılacak çok iş var bu yüzden insanın kendini eğitmesi son derece zor yada anlık bir şey.
HAYATINIZ BOYUNCA KENDİNİZE EN DOĞRU SORUYU SORMANIZ DİLEĞİYLE, HOŞÇAKALIN
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder