31 Mayıs 2013 Cuma

KENDİMLE TANIŞIYORUM 27

KENDİMLE TANIŞIYORUM 27
        O günlerde küçük bir otelde gece görevlisi olarak çalışıyor-dum. Gececilik yapıyordum. Sosyal hayatım tamamen tersine dönmüştü. Fakat koşullar beni bu hale sokmuştu. Ancak bir şeyleri öğrenmek için bu duruma düştüğüme inanıyordum. Sürekli kendime sorular sorup kendimi eleştiriyordum. Maaşımda düşmüştü. Tamamen dibe vurmamıştık ancak çok yakındık. Gece bazı işleri rutin olarak yapıyor onlar bittikten sonra sabahı bekliyordum. Bira dolabının ışığında kitap okumaya çalışıyordum. Sabaha kadar zamanı iyi bir şekilde değerlendirmeye çalışıyordum. 
            O gece okuduklarımla çok yoğunlaşmış olmalıydım ki aklıma gelenleri yazma kararı aldım. Fakat düşüncelerim o kadar hızlı akıyordu ki yetişemiyordum. Derin bir soluk aldım bir şeyler benim yüreğimi attırıyordu. Belki korku belki heyecan ama bir hareketlenme vardı. Önüme aldığım kağıdı karalamaya başladım. Daha önce bu kağıtların elimin altında olmasının sebebi kitap okurken bazı yerlerin notunu almamdı. Fakat içinden bir ses isyan ediyordu bu durumumu gözlemlediğim bir yanım da bir şeyler söylüyordu. Spiritüel bir şey mi yaşıyordum bana bir şeyler mi oluyordu. Çünkü sesler netleşmiş ancak çok hızlı gidiyordu. Ben de tam olarak neyi  not alabilirsem onu yazmaya çalıştım;

                                                            18/11/2000 01:10
--Bu duruma düşmemin sebebi nedir?
-Değişen yapının oluşturuğu dirençten kaynaklanıyor. Sen iyi niyetli biri olduğun için önce olduğu gibi işsiz kalmadan bu şekilde hem düşünmeni hem de üretimini kesmemeni sağlayan bu durumdan bir çok ders aldın. 
Herşeyin bir an evvel olmasını isterekn sabır etmeyi çabalarının üstüne giderken oluşan direnci bırakmanı ama hayatın akışından da uzaklaşmamanı sağladı. Direncini bırakıp kendi hayatının sorumluluklarından da uzaklaşmamanı sağladı.
Bir kez daha oluşan bu zor duruma derbeder yaklaşmadan cesarertinin halan var olduğunu bilginin artması gerektiğini bunun içinde bu okuduğun kitapları sana sundu.
Bazı ince çizgilerde yürümeni sağladı. Gelişen diğer sosyal olaylardan sana yansımalarından doğru yolda olduğunu anladın. Ancak biraz daha çaba, bilgi gerekiyor.
Her şeyi özgür bırakırken de bir şeylerin sana geleceğini düşündün. Belki kendi içine Öz'üne biraz daha yaklaştın. 
Cesaretini sınadın. Görünen bu kötü durumda bunalıma girip kendini salmadın. Tanrı'ya güveniyorum deyip yan gelip yatmadın. Dedeğim gibi o ince çizginin üzerinde biraz durmayı başardın.
Kendi kendini dinlemenin (düşünmenin) sana bir tatil gibi ancak tatillerde olduğu gibi para harcayarak değilde para kazanarak olması seni mağdur duruma sokmadan, bilgilenmeni sabrını denemeni, bakış açının değişmesini geliştirdiği de ortada.
Hayatına çevrendeki insanlara nasıl bakacağını, ne zaman beklentide olup ne zaman ümitlendiğini fark etmen.
                 Biraz şaşkın, biraz endişeli biraz da rahatlamış bir şekilde sabahı yaptım. İlk iş bu durumu Hülya ile paylaştım. Çünkü birilerine anlatmazsam fikir yürütemeyeceğim bir andı bu. Ona basit bir şey gibi yada onu da telaşlandırmamak adına rahat bir şekilde aktardığımı hatırlıyorum. Bu artık hayatımın bir parçası olucak bir durum haline geldi. 
HAYATINIZ BOYUNCA KENDİNİZE EN DOĞRU SORUYU SORMANIZ DİLEĞİYLE, HOŞÇAKALIN
            
   

30 Mayıs 2013 Perşembe

KENDİMLE TANIŞIYORUM 26

KENDİMLE TANIŞIYORUM 26
               Günlük hayatın içinde o kadar çok şey oluyor. Bunların farkına varabilirsem hayat bana bir şeyler söylüyor hatta benle konuşuyor gibi oluyor. 
                   Bu yüzden de aslında değişim çok kolay gibi görünüyor.
Yani hayat aslında size doğru yolu gösterirken ısrarcı bile değil. Sizin özgür iradenize o kadar çok saygılı ki şaşırtıcı. Yani hayati bir tehlike olsa dahi size ısrar etmiyor. Aslında bazen bunu da eleştirebilirim. Yani göz göre göre de olmaz ki diyebileceğim anlar oldu. Hayata kızdığım anlar o kadar öfkeliydim ki onu dinlemedim bile. Bu yüzden neden hayatı suçlarım onuda bilmiyorum. Onun pozitif oluşu bazen sinir bozucu bile olabiliyor. Bu yüzden öfkelene-biliyorum. 
                   Bilge insanların o kadar dingin durdukları ve hayatın kendine, kanal olmuş gibi onun dili gibi davrandıklarını hissediyorum. Onlara danışmanızı doğru buldukları gibi kararlarınızı kendinize göre almanız doğrultusunda sizi yönlendirirler. Bu insanlar tamamen eğitim almış belli bir yaşam şeklinde hayatını geçirmiş insanlar değillerdir. Bunlar bazen sizin hiç önemseme-diğiniz bir şekilde ve durumda size seslenirler. Hatta görüntüleri bazen kötü de olabilir. Bu yüzden yargılarımızdan uzak olup insan olarak değerlendirmemiz doğrultusunda öğretiler bile vardır. Yani kimseyi dış görünüşü ile değerlendirmeyin denildiği gibi.
                      Ben uzun zamandır okuduğum kitaplardan aldığım bilgilere göre zihnimdeki hareketleri not almaya başladım. Bunlar aslında evrenin bize söylemeye çalıştığı şeyler. Bende bu bir tesadüf olarak karşıma çıktı diyebiliriz. Ancak okuduğum kitaplara o kadar çok yoğunlaşmıştım ki zihnimdeki bu diyaloğu not almaya başladım. Bunlar bazı öğretilerin içinde çok önemli yer tutabilir. Yada çok önemlidir. Ancak ben de bir dost veya arkadaş gibi olduğu kesin. Bana çok yakın. Beni eleştirirken bile beni üzmeden bir yol gösterme çabası içinde olduğunu bildiğim için kızmadan yola devam ediyorum. Bu daha çok duygusal bir yoğunluk yaşadığımda karşıma çıkıyor diyeceğim ancak o da değil. An be an aklımdan geçen tüm sorulara cevap bulabiliyorum. Bu bazen radyo bazen televizyon bazende iki insanın diyaloğundan da olabildiği gibi şarkılardan da cevap aldığım olduğu anlar da var. 
               Bu tamamen özel bir durum olduğu için insanlara açmayı çok düşündüm. Fakat bazı insanlar bu diyalogtan bir şeyler öğrenicekse neden olmasın dedim. Bunun  kendimi tanıma yolculuğunda çok önemli bir faktör olduğu için gayet rahat bir şekilde ifade edebilirim. İnandığım bir şey olduğundan hiç bir çekincem yoktur. Çünkü ben bunu yıllarca sorgulamışımdır. Bunun ne olduğunu anlamam zaman almıştır. Fakat şu anda sadece benim bir tarafın olduğu düşüncesiyle onu bir yerlere koydum. Aslında bu çoğu insanın bir şey yapmakta kararsız kaldığı anda yada karar verme aşamasında bu sesleri duyar yada duymaz ama bunlar zihinde oluşur. Duymadan alınan kararlar mantığa dayandırılabilir. duyunca da mantık aranabilir yada açmazlarda umursamazlıkla da karar alınabilir. Her ne şekilde olursa olsun bilimsel olarak beynin çalışmasını açıklayanlar, ilk aşamada evet yada hayır kararıyla yola devam eder şeklinde ortaya koyuyorlar. Bu hareketin ilk aşamasını gözlemleyen herkes bu sesi duyacaktır. Bunun için bir eğitim gerekmez ancak daha fazlası için eğitim şart gibi. Yarın bu diyaloglarımdan buraya aktarmayı düşünüyorum. 
                  Bu düşüncemdeki sebep en azından bir kişi ye faydası olursa çok mutlu olacağım. Çünkü sevgi ve bilgi paylaştıkça artar. Bunun dışındaki herşey paylaştıkça azalır. Buna yürekten inandığım için bunu aktarmakta bir sakınca görmüyorum. Bu konuda yorumlarınız olursada mutlaka bana ulaştırın. Bunun içinde ayrıca teşekkür ederim. 
HAYATINIZ BOYUNCA KENDİNİZE EN DOĞRU SORUYU SORMANIZ DİLEĞİYLE, HOŞÇAKALIN.


29 Mayıs 2013 Çarşamba

KENDİMLE TANIŞIYORUM 25

KENDİMLE TANIŞIYORUM 25


EĞER, BAŞKALARININ ACILARINA
ORTAK OLURSAN,
BAŞKALARININ ACISINA DUYARLI OLURSAN,
TANRININ, EVRENİN,
KOZMİK MEKANİZMANIN SANA,
SANA ÖZEL BİR ACI VERMESİNE
GEREK KALMIYOR.

TANRI'NIN DOĞUM GÜNÜ YAZARININ (BURAK ÖZDEMİR) BLOG'UNDA AHMET KAYA NIN AKTARDIĞI BR YAZIDAN ALDIĞIM BU BÖLÜM BENİM İÇİNDE ÇOK ÖNEMLİ

                             Bunun doğru olduğunu düşündüren şeyler; mutlu olmanın sadece parayla olmadığını söyleyenler, insanlığa önem verip vijdanla hareket edenler, dünyada bir de manevi hayatın olduğunu düşünenler, ayrıca mantıksız gibi görünen kararlar alıp bir sürü şeyi bir kenara bırakıp insanlar la ilgilenenlerin bir sürü hikayeler.
                    Burada da bakış açısının önemi büyük. Çünkü neye bakarsanız onu görürsünüz. Çocukluk yıllarımda herkes gibi benimde travmalarım vardır. Bu dönemlerde daha büyük acıların olamayacağını düşünürdüm. Ne zaman daha büyük acı yaşayan insanları  gördüm, şükür ettim. Bu şeyler bana o zamanlar yeteri kadar büyük gelmişti. Belki de "Allah dağına göre taş verir" lafı da bu yüzden söylenmiştir. Acıların çekildikten sonra başka insanlara yol göstermesi daha kolay olmuştur bende. Belki de o zaman daha inandırıcı olabiliyorumdur. Fakat sıkıntı yaşayanlar etraflarında bunu paylaşacak o kadar çok birine ihtiyaç duyarlar ki. Yalnız olmadıklarını düşünmek isterler. Ancak acı çekerken bir dostumuzun çekmiş olduğu acıların hikayelerini dinlemek yüreğimizi ferahlatmadığı gibi teselli de olmuyor. Bu yüzden de kendi hikayemi anlatmak için en doğru zamanı beklerken "tepkisiz, duyarsız,umarsız" görünebilirim. Yaşanmışlığımın hikayesini anlatmaktansa göstererek paylaşmak bunu da en doğru şekilde aktarmak benim için son derece önemli. Çünkü daha farklı yaklaşım bende çok iyi durmuyor. 
                  Bazen başkalarının acısını paylaşmak neşeli bir hikayeyle dikkati dağıtmak olabilir. Saçmalık  yaparak dikkat dağıtılabilir. O acının içinden bir an çıkıp ruh halini bir an dinlendirmek bile bazen ciddi bir eylem olabilir. Bunu yaparak kişinin yanında olduğunuzu zaten belirtiyorsu-nuzdur. Herkes için aynı olmadığı kesin. Kimi zaman bir omuz olursunuz. Kimi zaman sıcacık bir avuç içi olursunuz. Kimi zaman o kadar anlamlı bakarak ruhun taa derinliklerine kadar yanında olduğunuzu ve acısını paylaştığınızı bir bakışla ifade edersiniz. Niyetiniz her defasında yerini bulacaktır. Acılardan kaçan tarafım acılara ortak olmaya müsaittir. Elimden geldiği kadar yanlarında olduğumu hissettirmeye çalışırım. Bazen kendimi çok kaptırdığımda olur bunda da dengelemem gereken yanlar vardır elbette.

HAYATINIZ BOYUNCA KENDİNİZE EN DOĞRU SORUYU SORMANIZ DİLEĞİYLE, HOŞÇAKALIN.      

27 Mayıs 2013 Pazartesi

24 KENDİMLE TANIŞIYORUM

24 KENDİMLE TANIŞIYORUM
                Çoğu zaman şikayetçi olduğum durumlar zaman geçtikçe bana başka bir görü oluşturup farklı baktığımda aslında bir öğreti barındırdığını görüyorum.
                   Şu andaki koşullarımda durum berbat gibi görünse dahi benim için ciddi bir öğreti içerdiğinin farkındayım. Önemli olan şu; bu öğretiyi ne zaman fark edip derslerimi yapacağım. Sınav fobisi olan birisi için sınava hazırlanmaya ne zaman başlayacağım. Yani bir sürü bilinmezin barındığı bu koşullarda öğrenip cebime koyacağım veriler birer birer sırada bekliyor. Bunun da farkındayım
                   Şimdi içinde bulunduğum durumda sırası gelicek verileri beklerken sabırsızlanıyor muyum bilmiyorum. Ancak endişem bir sürü işin beni beklediği sırada bazılarını atlamak ve beklenmedik bir zamanda karşıma çıkması. Bunlara hazırlıksız yakalanmak ve işlerin kontrolden çıkarak bir kaosun içinde kendine gelmek. 
              Her şey bir kenara bakış açım değiştiğinde ise korkuları-mın ve endişelerimin ne kadar gereksiz olduğu görüsüne sahip olunca geçen zamana üzülmek. Yani endişeli geçirdiğim zamana üzülüp boşuna bir çabanın içinde kendimi debelerken görünce kendime yaptığım haksızlığa üzülmek istemiyorum. 
                 Büyüklerimiz "zaman en derin yaraların çaresidir" derler zaman geçince başka bir görüye sahip mi oluyorum yoksa zaman bazı şeylerimi düzeltiyor. Her ikiside olabilir. Ancak kaosu yaşarken 
metanetini yitirmeden dingin bir kişilik sergilemek herhalde bilgelik.
Aslında kişiliği sergilemekten çok o olmak en doğrusu. Bu derece kendini eğitebilmiş olmak ise müthiş bir şeydir. Kendime doğru yaptığım bu yolculuk beni sonsuz bir yola soktuğu kesin. Ancak neresinde olduğumu bilmem de iyi bir şeydir sanırım. Çünkü ben daha yolun başında olduğumu ve öğreneceğim çok şey olduğunun farkındayım. En azından bunun farkındayım. 
                    Kaoslar hemen hepimizin hayatlarında karşımıza çıkar. Önemli olan kaosun içindeki tutumumuz. Bence hiç bir şey bilmiyorsak bile büyüklerimizin dediği şeyi yapmak en güzeli. "Hayır ben daha iyisini yapacağım" demek biraz direnç yaratır. Bu direnç kendi tarafımızdan olduğunu anlamakta zaman ister. Belkide yine aynı yere varırız. Bu yüzden de direnmek için de dengeli bir tutum bize her zaman faydalı olacaktır.

HAYATINIZ BOYUNCA KENDİNİZE EN DOĞRU SORUYU SORMANIZ DİLEĞİYLE, HOŞÇAKALIN.
                            







25 Mayıs 2013 Cumartesi

Sade - Smooth Operator


KENDİMLE TANIŞIYORUM 23

KENDİMLE TANIŞIYORUM 23
              Bir işe başlamak için çok uğraşıyorum sonra da kendimi o kadar kaptırıyorum ki kendime gelmek için çaba sarf ederken yakalıyorum kendimi.
                Bazı işleri çok iyi yada elimden gelenin en iyisini yapmak için konsantre olmam gerekiyor. Bunun  için bir sürü şeyi bir araya getirmeye çalışıyorum. Yani çalışma ortamımda mutlaka müzik olmalıymış gibi konsantre olmaya şartlarım var sanki. Bu aslında bir ihtiyaç mı yoksa alışkanlık mı? 
        Çocukluğumdan bu yana müzik dinlerken hep başka diyar- lara gitmişimdir. Duygusallaşıp arabeske bağlamaya müsait bir durumda bulurum kendimi. Eşimle tanıştıktan bu yana da hep o aklıma gelmiştir. Yani müzik beni bir şekilde konsantre ediyor negatif şeylerden uzaklaştırıyor. Bu çoğu zaman böyle olmuştur. Belkide konsantre zorluğu yaşıyorumdur. Bunu tam olarak tespit edemedim. 
                Aslında tam olarak burada da denge den bahsetmek mümkün. Ancak şu da bir gerçek bir şeyi elimden gelen en iyi şekilde yapmak beni mutlu ettiği gibi motive de ediyor. Böylece kendime o konuda olan güvenim artıyor. Yani insanların içinde bu konu hakkında bir şeyleri iyi bilip ve iyi uyguladığımda biraz şımarıklıkta oluyor. Bu his sanki egomu okşuyor. Ancak daha da iyi gözlemlediğimde kendimi sabit ve değişmez düşüncelerim oluveriyorlar. Bunun  ne derece yanlış olduğunu anlamam da uzun sürdü. Fakat bir konuda ne kadar çok şey bilirsem bileyim onun anın içinde değişme potansiyeli olduğu ve bilgimin zaman geçtikçe eskidiğini de öğrendim. Bu yüzden bir konuda direttiğim zamanlar artık geride kaldı. 
                    Çocukken bir araba hakkında o kadar kötü şeyler söyledim ve "hayatta buna binmem" dediğim araba, ilk arabamı takasa verdiğimde aldığım ikinci arabaydı. Yani bir şeyi çok iyi bildiğimi sandığım noktalar bile değişebilir. Hatta kendimi buna ne kadar inanmış bir şekilde buludum ki eski düşüncemin bana ait olduğunu kabul etmek te zorlandım. Bu düşüncemin tam tersini anlatmak üzere iken dürüst olmam gerektiğinin farkına varıp olanı anlattım. Bundan da bir ders çıkardım. Düşündüğüm şeyleri anlatmaya başladığım anda bile değişebileceğini gördüm. Belkide bu yüzden özü sözü bir olmaktan bahsediliyor.

HAYATINIZ BOYUNCA KENDİNİZE EN DOĞRU SORUYU SORMANIZ DİLEĞİYLE, HOŞÇAKALIN.

24 Mayıs 2013 Cuma

Nihat Doğan'dan içki yasağına Twitter'dan Şok Sert Tepki Verdi - Haberaj

Nihat Doğan'dan içki yasağına Twitter'dan Şok Sert Tepki Verdi - Haberaj

Nihat Doğan'dan içki yasağına Twitter'dan Şok Sert Tepki Verdi - Haberaj

Nihat Doğan'dan içki yasağına Twitter'dan Şok Sert Tepki Verdi - Haberaj

KENDİMLE TANIŞIYORUM 22

KENDİMLE TANIŞIYORUM 22
              Kendi üzerimdeki gözlemlerime baktığımda daha çok "kolay inanan" biri olarak tanımlama yapmamın pekte yanlış olmadığını gördüm. 
                   Kendimi tanıma yolculuğum da bu yönümü keşif etmem hemen bana başka soruları sormama sebep oldu. "Kolaycılık mı bu", "Araştırma zahmetine katlanmadan inanmak işime mi geliyor" . Bu saptamalar benim şüpheci tarafımı körüklüyor ve bu yöne kaymam daha kolay oluyor. Bu kez daha fazla soru sormaya başlayıp karşımdaki insanları da zor durumda bırakıyorum. Bilmiyorum ama belkide onları da şüpheye sürüklemiş olabilirim. Bu aslında benim yapmak istemediğim bir şey ancak kontrol edemediğim bir durum. Zihnimde hemen bir dünya soru beliriveriyor. Bu soruların çoğu cevapsız kalıyor. Buna cevap verebilen birinin olması ihtiyacı oluyor. Bu bilinmez insan hemen her aşamada karşıma çıkıyor. Daha doğrusu bu ihtiyaç demek lazım. 
                     Şüphe girmiş bir zihin bu şekilde kontrolsüzce ego ile birleşip daha fazla negatif ve daha fazla sorular ile zihnimi bulandırmaya devam ediyor. Bu yön o kadar yoğunlaşıyor ki bazen kendimi başka bir yerlerde buluyorum. 
                     Bunun farkına varmış biri olarak düzeltme yollarını araştırmaya başladığımda bambaşka veriler le karşılaşıyorum. Kişilik bölünmesi yada patolojik bir durumda olabilir. Ancak içimdeki bir taraf  yine bana denge den bahsediyor. 
                        İnsan ne kadar çok duygu içeriyormuş. Bir o kadar da dengeye ihtiyacı var. İnsanın kendini dengeli ve normal bir varlık olarak piyasaya çıkarması ne kadar zormuş. Çünkü hemen her konuda ikilem yaşaması mümkün. Bunlar akla gelir fakat dengeli bir sonuçla hareket etmesi zor gibi görünüyor bana.

HAYATINIZ BOYUNCA KENDİNİZE EN DOĞRU SORUYU SORMANIZ DİLEĞİYLE, HOŞÇAKALIN.  

23 Mayıs 2013 Perşembe

KENDİMLE TANIŞIYORUM 21

KENDİMLE TANIŞIYORUM 21
               Eski dostlar yıllar sonra bile değişmiyor olabiliyor. 
               Yıllar sonra liseden arkadaşım beni ziyarete geldi. Bu arkadaşımla çok deli dolu bir lise hayatımız vardı. Her kafamıza eseni yapardık. Bilardo oynar ve çok eğlenirdik. Hele bir de tavla maçlarımız olurdu. Bu tavla oyunu biz de çok uzun sürerdi. Çünkü açık veririz endişemiz hiç olmazdı. Sadece hızlı oynamaya çalışırdık. Böylece çok hareketli ve çekişmeli oyunlarımız olurdu. 
                     Mustafa Çoban'la sanki çılgınlıkta yarışırdık. İç dünya-mızda ise bir sürü sıkıntılar barındırırdık. Ancak kendimizi geliştirme arzusu her ikimizde de  vardı. Bunu dün gördüm. O da bir sürü şeyler okumuş ve her zaman olduğu gibi doğrunun peşinde koşturmuş. Tek başına ailesini ayakta tutmuş ve onuruyla yaşamayı onlara da göstermiş. 
                    Karşılaştığımızda aynı bilince iniverdik hemen nere-deyse hemen eğlenmeye hazırdık. Ancak gelişme çabamız ağır bastı. Sorumluluklarımızı dile getirdik. Hayatımızı hemen şeffaf bir şekilde ortaya seriverdik. Çünkü yargısız bir birimizi dinlemeyi çok iyi biliyorduk. Yaşamlarımızı o kadar kolayca anlatıp hemen eğlenmeye geçmek için fırsat kolluyorduk. Bu benim tamamen içsel düşüncem. O' nun bu konudaki düşüncesini bilememe imkan yoktu.
Bana bunu düşündüren hemen hayatlarımız hakkında genel çizgiden bahsettikten sonra arabalardan bahsetmeye başladık. İnternet ten de görsel olarak seçimlerimizden bahsediyorduk. Şu araba daha iyi bu araba daha iyi. Eğlenmeye başlamıştık bile. 
                       Dünkü yazımda hafızamdaki hareketlerden bahse-derken bu gün Mustafa' nın  gelişi bana  sanki şunu anlatıyordu; Hatıralarında iyi olanları hatırla ve eğlenmene bak. Çünkü biz birlikte bir sürü şeyleri yaparken kuralları mantığı bir kenara bırakıp eğlenmeye çalışırdık. Bu çoğu zaman eleştirilirdi. Aslında o günlere baktığımda evet biraz eleştirilere dikkat edip her iki durumun arasında da bir denge kurmam gerektiği çok açık. Yani lise yılla-rından beri denge seslenişi varmış ancak ben duymamışım. Yada serde gençlik olduğu için duymamazlıktan gelmişim. O ya da bu hiç önem li değil. Bu harika bir duygu. Eski dostlar düşman olmaz. Bu ne kadar güzel bir his. Bu yazıyı okuyan hemen herkese tavsiyem irtibatta olduğunuz eski dostlarınızı arayıp bu güzel hissleri tazelemenizi öneririm.
HAYATINIZ BOYUNCA KENDİNİZE EN DOĞRU SORUYU SORMANIZ DİLEĞİYLE, HOŞÇAKALIN.                    

22 Mayıs 2013 Çarşamba

KENDİMLE TANIŞIYORUM 20

KENDİMLE TANIŞIYORUM 20
                Yaradan neden hafıza diye bir şey vermiş? 
                      Hatıralarımı hatırlarken bazen hep acılı olanlar aklıma geliyor. Bende kendi kendime neden mutlu hatıraları değilde acılı olanları hatırlıyorum diye sordum.
                 Aslında hafıza tamamen karanlık bir oda gibidir. Burada ne aradığına bakarsan onu görürsün. El fenerini karanlık odada nereye tutarsan onu görürsün. Yani anılar çevremizdeki bir sürü faktörle birlikte ön belleğe gelir. Böylece hatırladığımız  şeylerin vizyonunu görürüz.
                         Hatırlamak istediklerimin o anki ruh halimle ilgili olduğunu da fark ettim. Yani çok güzel bir sohbetin için de acılı anılarla meşgul olmuyor zihnim. Fıkraların anlatıldığı bir ortamda benimde yıllar öncesindeki bir sürü fıkralar aklıma geliyor. Tamamı olmasa da büyük bir kısmını hemen hatırlıyorum. Eğer böyle işliyorsa neden acılı anıları hatırlayıp kendimi üzeyim diye de düşündüm. Hayatın gerçekleri bunlar denildi. San ki birazda buna inandım. Oysa ki bunun olmasını hiç istemem. Bazı yazarlar dramları öyle bir işlemişler ki bütün dünya buna dikkat etmiş. Filmlerini çekmişler tiyatrolarda canlandırmışlar. Tabii tam tersi olanlarda var. Komediler ve eğlenceli şeyler ancak kendimi bunların  arasında bir yere koymaya çalışırken neden ya öyle yada böyle olmalıyım diye kendimi dinledim.
                       Şunu da bilmem gerek her ikisi arasında bir denge kurup yaşamı bu dengeli şekilde sürdürebilme yeteneği tıpkı sırat köprüsünde yürümek gibi. Çünkü eğlenmeye başladığımda hiç bitmesin istiyorum. Yada bilinç dışı dram içine girdiğimde de kurtulmak için çok çaba sarf etmem gerektiğini anladım. Böylece bunları hayatımın içine ölçülü ve dengeli bir şekilde nasıl girmesini sağlarım. Bu nasıl bir bilinç halidir. İnsanlarla yaşarken bunların etkisinde kalmadan nasıl bu denge içinde hareket edebilirim ki.  Belki dengenin  bu derece önemli önemli olması bu yüzdendir.
                        Yani yapılacak çok iş var bu yüzden insanın kendini eğitmesi son derece zor yada anlık bir şey. 

HAYATINIZ BOYUNCA KENDİNİZE EN DOĞRU SORUYU SORMANIZ DİLEĞİYLE, HOŞÇAKALIN

20 Mayıs 2013 Pazartesi

HÜLYA AYDIN DOĞRUSÖZLÜ "TELVİN" -Çınarın Öğretisi-

Çınarın Öğretisi
Oturuyorum bir çınarın gölgesinde
korunuyorum cehennem sıcağından
iyi bir dostun yargısız sevişi gibi esintisi
parlak bir ayna oluyor aniden yağan yağmurla
yapraklarının üzerindeki su zerreciği
ruhumu alabildiğine çıplak hissettiriyor
kırılan ışığı görünce yaprakların arasından
yedi renkten biri oluyorum
hangi renk olduğumu görüyorum yansımasından
mavi devinimleriyle akan çağlayık
cam göbeği gibi dokunuyor ayaklarıma
türkuaz bir serinlik yüreğimde
çınar dostum, dostum çınar dediğim anda
bir balta iniyor dünya gürültüsüyle
bağıran hüzün, bağrından düş kırıklığı
akıyor kan renginde..
gece gibi oluyorum görmeyeyim diye
gündüz olmayı bekliyorum düş sanayım diye
oduncuyu yakalıyor ruhumun mitleri 
hesap sormak için sarsılıyor yer gök
toprak oluyorum o anda sabırlı bir ana gibi
kurtaracağım çınarı bu kara gölgelerden diye
çınar ergen gibi ateşli, isyankar
kökü toprakta olsa bile alabildiğine özgür
sadece sev beni diye haykırıyor, sadece sev
gürül gürül su oluyorum karşısında
özgürce akalım diye mavi mavi sevilere
hem akalım, hem sevelim diye..
eğiyor koca gövdesini benimle birlikte sulara 
heybetli dalları tüy gibi oluyor sulara değince
bir fil gibi hortumuna alıp serin suları 
yüreğime yüreğime serpiyor da
ruhum serinliyor, özüm serinliyor..
aşk olalım diyor koca çınar, aşk
sen hele bir tek başına da akıver nehirden okyanusa
keşfe dal tüm alemleri, yaşamı biliver
sonra dön gel gölgeme, olalım yine beraber
kök salmışım ben bir kere toprak olan anaya 
yapraklarım, dallarım serinlemiş değince suya
varsın baltayı savursun oduncu
varsın acısı olsun balta aşkın
rüzgar oluruz da öğreniriz onu bağışlamayı
dostuz biz, unutma yeniden aşık olmayı..

HÜLYA AYDIN DOĞRUSÖZLÜ "TELVİN" -Çınarın Öğretisi-

KENDİMLE TANIŞIYORUM 19

KENDİMLE TANIŞIYORUM 19 
                 Yeni bir gün her zaman bende güzel hisler uyandırmıştır.
Dürüst olmak gerekirse sabaha karşı doğan birisi için bu çok normal  olabilir. Koşullar ne olursa olsun. Uyuyup uyandıktan sonra zihnim daha açık olur ve daha sevecen olabilirim. Enerji dolar ve yaşama bakışım değişip esnemeye başlar. Daha pozitif olur ve güne karşı kendimi daha sağlam hissederim. 
                   Bu benim için bir çok öz değişin anlamını hatırlatır. Onlara ne kadar çok hak veririm. "Sabah ola Hayır ola", "Erken kalkan erken yol alır" bu tarz. Bu bende gerçekten işleyen bir şey. Sabahları gün için daha hazır hissederim kendimi. Ancak güzel bir kahvaltıyla da desteklenirse mükemmel olur. Kahvaltıdan sonra güzel bir keyif çayı da çok hoşuma gider. Daha sonra günlük hayatın bana sunacaklarına kendimi daha hazır hissederim kendimi. Yaşamda yeni bir günün farkında olmak kadar güzel bir şey varmı dır bilmiyorum ancak bende bu pazartesileri bile böyle olur. Çoğu zaman pazarımı güzel geçirmişimdir. Bir daha ki pazara kadar yapılacak işleri yapmalıyım ki  önümüzdeki pazar da iyi geçsin.
                      Bir haftalık zamanı bu kadar basit anlatmak saçma gibi gelebilir. Ancak bende bu işleyiş genele yaygın. Bunda çok karmaşık olan bir şey yok. Çünkü bunlar hep göreceli olduğundan. Yani her insan da farklı olabilir. Bendeki duruşu böyle. Bu bir çok sıkıntıya farklı bakmada sebep oluyor. Bu bakış açımın farkına vardığımda bunu daha geliştirip belkide daha çok insana faydalı olabilirim düşüncesi ile işlemeye başladım. Evet mantıksız gibi görünen şeylerde var ancak biraz daha bakışımı genişletirsem daha da gelişebilir daha çok insana da faydalı olabilirim belkide.
                   Herkesin sabahı da en az benim kadar güzel geçer inşallah...

HAYATINIZ BOYUNCA KENDİNİZE EN DOĞRU SORUYU SORMANIZ DİLEĞİYLE, HOŞÇAKALIN.  

19 Mayıs 2013 Pazar

Someone Like You - Van Morrison.



KENDİMLE TANIŞIYORUM 18

Bu gün 19 MAYIS 2013 
ATATÜRK'Ü ANMA GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI
BÜTÜN GEÇLERE KUTLU OLSUN
KENDİMLE TANIŞIYORUM 18
            Koşullar ne olursa olsun bayramlarda bir his kaplıyor içimi. Buruk da denebilir. Huzurlu oluyorum. Mesai günü de olsa tatilde olsa o günü 
yaşarken huzurlu oluyorum. 
            Çalıştığım süre için de hep bayramlar bende tatil coşkusu değil de huzur hissi verdi. Oysa bayramlar da da çalışmışımdır. Eğer pazar günü değilse. Ne dense bir sürü işimde bunlar yoğunluğa denk geldi. Haa hiç biri takdir görmedi. Önemli değil fakat o huzur hep bir tarafta duruyordu. Anlam veremediğim bir huzur. Belki de tüm ulusun bunu hissetmesinden kaynaklanan bir huzurda olabilir. En azından tatil sevinci insanlarda var ve bu herkese yansıdığı içinde olabilir. Çalışsam da çalışmasam da huzurlu oluyorum. Bu gün işsiz olduğum halde de bu huzur içimi kaplıyor. 
             Mantıklı baktığında durum hiç de hoş değil. Ancak huzurlu olan tarafımıda engelleye-miyorum. Bu toplum bilincinde var olan bir şeyin bana yansıması da olabilir. Herkes mutlu ise ben mutsuz olamıyorum belkide. Yani yaşadığımız top-
lumla her zaman ilişkili olduğumuzu buradan daha iyi anlıyorum. 
            Böyle bakınca da insan toplumsal olaylara duyarsız kalamıyor elbet. Çünkü sende onun bir parçası olmuşsun. Ne kadar sıra dışı olursan ol. Ne kadar inkar edersen et onun bir parçasısın. Mutlaka etkileniyorsun aykırı olmayı bile bu toplum sana yaptırtıyor. Yani bu toplum da aykırı olman başka toplumlarda da aykırı olacağın anlamına gelmiyor.
              Burada faturayı içinde bulunduğum  top-luma kesmek değil amacım. Fakat için de bulunduğun toplum senin hayatını çok etkilediği kesin. Bu gün bir ara kanalları gezindiğim de sadece bayram yayınına egetv de denk gelmem de ilginçti tabii. Tüm  Gençlerin Bayramı Kutlu olsun.

HAYATINIZ BOYUNCA KENDİNİZE EN DOĞRU SORUYU SORMANIZ DİLEĞİYLE, HOŞÇAKALIN. 


Mustafa Kemal Atatürk Son Balo (Vals & Zeybek)


18 Mayıs 2013 Cumartesi

HÜLYA AYDIN DOĞRUSÖZLÜ "TELVİN" - İçimdeki Şiir-

İçimdeki Şiir
ayrılık acısı gibi bir şey bu
yoğun bir özlem
ulaşmak ona,
                            sanki bir tabu
uzak duruyor benden 
sevdalarımdan, senden..

onsuz beslenmiyor benliğim
kırgın sevgili gibi üzgün yüreğim
bekliyor diye umut ediyorum
patlamaya yüz tutmuş 
                            bahar çiçeklerini 
bir yandan bastırıyorum,
                            ikirciklerini...

gözlemler büyüdü içimde,
                             anlamı nedir
hangi diyarlarda, hayatın içindeki sihir
bir kova atabilsem içimdeki kuyuya
çekebilsem onu yukarıya
yüreğimin kuraklığı bitse,
                              ve artık gelse..
                               İçimdeki Şiir..


HÜLYA AYDIN DOĞRUSÖZLÜ "TELVİN" - İçimdeki Şiir-

17 Mayıs 2013 Cuma

KENDİMLE TANIŞIYORUM 17

KENDİMLE TANIŞIYORUM 17 
            Kendi yapmak istediklerimle yaptıklarım arasında farklar oluyor. Yani 1957 Bel Air almak isterken tamamen bütçeme uygun bir araba alıyorum. Aslında istediğim başka bir şey fakat ben ona benzer bir şey alarak ne yaptığımı öğrenmeye çalışıyorum. 
               Çok istediğim bir şey yerine başka bir şey almak nasıl bir şey. Çocukluk yıllarımdan bu yana belki de hep muadili olan şeyler le oyalanmış olmamdan kaynaklanabilir. İyi bir araba almanın ötesinde sadece istediğimi almak çoğu insana göre mantıksız gelebilir. Fakat bu pantolon veya gömlek almak gibi bir şey değil elbet. Bunu bir defa alırsın. Bu birazda seni yansıtır. Senin bir parçan olur. Yada bu arabayla anılırsın. Bunun gibi benzetmeler yapabilir arttırabilirim. Bunu kullanıp sonra başka birine vermezsin. (belki yapanlar da vardır) 
                   İnsanın ulaşmak istediği herhangi bir şeyi ne yapalım bu koşullarda idare edicez demesi nedir? Bu bende tamamen yetinmeyle ilgili bir şey de olabilir. Kanaatkar olmayla ilgili de olabilir. Zaman için de daha ılımlı olmana sebepte olabilir. Belki de bunun üzerine bir şeyler de örtersin. Kendini frenler durup mantıklı bir şeyler ararsın. Ancak bu hep bir yerlerde kalır. Bunu tatmin etmek için piyango bekler hale gelirsin. Artık hayatta sana yardım eder ve önüne engeller doldurmaya başlar. Ortak bir çalışma olur yani. Hayat ve sen kendini istemediğin şeylerde yontmaya ve şekillendirmeye çalışır hale gelirsin. Bir zaman sonra bunun ne kadar da başarılı olduğunu fark edersin. Artık daha fazla şey yapmam gerektiği tespitini yaparım. 
                     Burada mantıklı olmanın bir faydasını göremedim. Çünkü bu gün ne kadar saçma ve ne kadar gereksiz bir duygu olduğunu saptamam yerine bu yöndeki merakım artıkça artıyor. O zaman kendimi zorlayıp bunu yapmış olsaydım şu anda bunları düşünmez başka şeyler le meşgul olurdum. Yaşımın gerektirdiği olgunluğa erebilirdim belkide ama bu konuda o kadar amatörüm. Bu kimi zaman amatör ruhu yitirmemek adına güzel, kimi zaman ise halen yol katetmemiş olmak adına  çirkin bir şey gibi geliyor bana.

HAYATINIZ BOYUNCA KENDİNİZE EN DOĞRU SORUYU SORMANIZ DİLEĞİYLE, HOŞÇAKALIN.



15 Mayıs 2013 Çarşamba

KENDİMLE TANIŞIYORUM 16

KENDİMLE TANIŞIYORUM 16

                 Ben kendimi gözlemler ve duygularımı anlamaya çalışır-ken daha derinde bir sesin bana seslendiğini duydum. Bana yapmam gerekenleri, doğru yolu gösteren, benim kendim olmamı hatta bana  bir çok şey öğretecek bir sesti bu. Kendimle yüzleşme cesareti veren benim yanlışlarımı çok ince bir şekilde beni kırmadan ve motivasyonumu bozmadan hayatın içindeki güzellikleri bana gösteren bu ses her zaman pozitif olmamı sağlıyordu. Daha doğrusu pozitif olmamı sağlıyacak yolu gösteriyordu. Bu çok da kolay bir şey değildi. Çünkü her defasında bir sürü yapmam gereken işler oluyordu. Belki her insan gibi iyi-kötü taraf diye ayırt ettiğimiz yanlarımızın sesi bu. Belki melek-şeytan. Belki sap lop-sol lop. Belki beynin çalışmasındaki ilk hareketin kıvılcımı evet-hayır. Belki psikolojik bir durum. Belki bir hastalık. Bilemiyorum. Ancak bu ses uzun yıllardır var. Ben kendimi takip ederken elimdeki kağıt kalemle notlar almaya başladım.
                 Bu aslında bir çok insanın fark edipte dillendiremediği bir
yönümüz olabilir. Aslında bir karar aşamasına geldiğimde hep bir ikilem yaşarım. Bu ikilemde karar almakta zorlanırım. Onu mu yapayım bunu mu? Hangisi en doğrusu? Hangisi herkesin hayrına olur? Tabii bir taraftan şunları da duyuyordum. Boş ver gitsin. Sana mı kaldı. Sen mi kurtaracaksın dünyayı. Geç dalganı. Hayat üzülmeye değmez. Şimdiye kadar uğraştında ne oldu. Herkeste var niye sende olmasın. Keriz misin? Uyanık ol. Bu senin hakkın olsa da 
salla gitsin. 
                   Bu karışıklığı yakalamam çok uzun zaman aldı. Hatta bir çok insanın çocuk yaşlarda fark edip bilinçli yada bilinçsiz bir şekilde üstesinden geldiği bu durum bende karışıklıklara sebep oldu.
Genç yaşlarında bununla karşılaşanlar ise bunalımın eşiğinden  dönmüşler ve çok daha dengeli hareketler de bulunmuşlar.
                      İnsan çok karmaşık bir varlık. Değişken ve durağan olmayan duygularla birden hareket edip sonra bir takım pişmanlık-larla kendini yıpratma potansiyeline sahip. Bu potansiyellerle diğer insanlarla sürekli ilişki halinde. Belkide insan ilişkileri bu yüzden çok hassas. Bunları fark edipte pişmanlık duyacağın bir şeyin peşinden gitmenin anlamı yok gibi geliyor bana.
                          
HAYATINIZ BOYUNCA KENDİNİZE EN DOĞRU SORUYU SORMANIZ DİLEĞİYLE, HOŞÇAKALIN.  
                        

KENDİMLE TANIŞIYORUM 15

KENDİMLE TANIŞIYORUM 15
              Can Dündar'ın Kırmızı Bisiklet kitabından bir bölümü hiç unutmuyorum. Babası ve oğluyla bir bankta otururken duygularını anlatmış. Anlatmaya çalışmış; çok yoğun bir duygu hatta tarif etmekte çok zorlanmış. 
                Kitabı okuduktan sonra ben neler hissederim diye merak ettim. O zamanlar Babam İzmir'de biz ise Alanya' da yaşıyorduk. Önce her ikisinin aynı şehre denk gelmesi gerekiyordu. O günkü koşullarda mümkün görünmüyordu. Geçmiş günlerimizi düşününce belkide çok birlikte olundu. Ancak ben bunun farkında değildim. Kitabı okuduktan sonra ki duygularımla ikisinin bir arada olması çok zayıf bir ihtimaldi. Çünkü Oğlum gençlik duyguları içinde çok hareketli babam ise oturup konuşmak ve fikir alış verişi içinde bulunmak istiyordu. Benim durumu mu merak ediyor ne halde olduğumu anlamak için uğraşıyordu. Hatta bu günlerde daha iyi anlıyorum ki benim için ne yapabilirim diye düşünüyormuş. Biz çok uzak (coğrafik olarak) olmamıza rağmen ben onun kafasında çok güncel mişim. Yani sürekli bana nasıl yardımcı olurum düşüncesiyle doluymuş. Yani burada "gözden ırak olan gönülden de ırak olur" lafı pek geçerli olmuyor. Bir zaman oldu Babam Alanya ya geldiğin de ikisini bir araya getirdim. Bir bankta oturduk her ikisine bu kitap ta yazarın bunun ne kadar büyük bir şey olduğundan bahsettiğini anlatmaya çalıştım.
                   Bu her ikisi için çok ta muazzam bir şey değildi. Yada bunun farkında olamadılar. Farklı jenarasyon olmalarından da olabi-
lir. Ben kendimi dinliyor bu çok özel anın tadını çıkarmaya çalışı- yordum. Mutlaka Can Dündar'dan farklı bir andı. Ortak olan tek şey 
biyolojik konumlarımız olabilir. Ancak şu bir gerçek çok özel bir an. 
Bir köprü olduğumu da düşündüm. Neler taşımalı neleri aktarma-lıydım. Babamdan ne öğrenmeli oğluma ne aktarmalıydım. Bu soruları kendime sorarken babamın benle çok sohbet etmediğni fark ettim. Oysa oğlum benim geveze oluşumdan şikayetçi bile olabilirdi.
Belki de burada da dengeli olmam gerek. Çünkü çok fazla konuş-
tuğunuzda insanlar artık başka yere bakmaya yani sizi dinlememeye başlıyor hiç konuşmasan daha iyi gibi. Yani babam benle bir iki kere sohbet etmiş olsada bana yetmiş. Daha fazlasını hatırlamaz yada dinlemez mişim. Bu yüzden oğluma fazla gevezelik yapmak yerine daha nitelikli sohbetler etmem gerektiğini o anda anladım. Kendimi eğitmem halen daha sürüyor. Çünkü kısa zaman önce bu özel anı yakaladığımda durum çok farklı idi. Ancak Oğlum beni dinlemeye başladığında ne kadar çok şey anlatmaya çalıştığımı hatırlıyorum. Bu yüzden dengeyi bulduğumda belki oğlum beni daha iyi anlar durumda olucak. Benim yaşadıklarımı yaşar mı bilemem. Fakat Oğlum gün geçtikçe daha çok gurur duyucağım şeyler yapıyor. Her geçen gün olgunlaşıyor. 
                   Acaba babamın benim için böyle düşündüğü hiç oldu-mu. Bunun farkında olamayacak kadar yaşlı da olabilir. Artık benim için bazı şeyler bitiyor olduğu kesin. Yani bu sorumun  cevabını hiç bir zaman alamıycam. Çünkü krıterler ona göre çok farklı değil. Ben halen daha iş arıyor durumunda bir adım öteye gidememiş haldeyim. Halen daha babamın karşısında iş arayan biri olarak durmak bile beni utandırıyor. Bu yaşlılık günlerinde ona çok büyük destek olsam da. O bana her baktığında "oğlum iş bul ben bu gün varsam yarın yokum" der gibi bakıyor. Bunu bazen dillerdiriyor da. 
 Ben se iyi bir baba olmaya çalışmamı kendi babamın eleştirisi olacak kadar derinlerde bir yerlerdeyim. Bu çok derin olabilir. Bu yüzden kendi oğluma anlatmakta zorlanıyorum. Oysa doğru sözcükleri bulmak değil, biraz yakın olsa bile anlayacak olgunluğa erişti bile. 
                   Bu gün hem babamla hem de oğlumla gurur duyuyo-rum. Ne zaman kendimle de duyucam belki Can Dündar'ı anlıycam. Hepsinden önemlisi görevimi yerine getirmiş olucam. Bunun için ne kadar zamanım var bilemem ancak en kısa zamanda bunu çözme-liyim.

HER ZAMAN KENDİNİZE EN DOĞRU SORUYU SORMANIZ DİLEĞİYLE, HOŞÇAKALIN.   
                

14 Mayıs 2013 Salı

HÜLYA AYDIN DOĞRUSÖZLÜ "TELVİN" -Halklar, Duygular ve Anadolu-

Halklar, Duygular ve Anadolu

Boşnakça baktı bana 
Ben ona Çerkezce ağladım
Yörük yörük yüreğimle 
Kürtçe ağıtlar yaktım..

Lazca çağırdı beni
Ben ona Arapça güldüm
Gürcü gürcü yüreğimle
Rumca türkü söyledim..

Arnavutça verdi elini 
Ben onu Pomakça tuttum
Türkmen Türkmen yüreğimle 
Seni Türkçe sevdim
-Anadolum-

HÜLYA AYDIN DOĞRUSÖZLÜ "TELVİN" -Halklar, Duygular ve Anadolu-

13 Mayıs 2013 Pazartesi

GLENN FREY " You Belong To The City - HD +True love"


Deep Dish Feat. Stevie Nicks - Dreams [Official Video HD]


KENDİMLE TANIŞIYORUM 14

KENDİMLE TANIŞIYORUM 14
                Hayatın bana sunduklarının farkına varmam çok zaman aldı. Eşimle bazı konularda ters düşerdik. Bunu sorguladığım da kendimin çok yetersiz olduğunu düşündüren tartışmalarımızı hatırlarım. Bunu daha anlaşılır hatta daha anlayan bir Hakan olmak için daha fazla okumaya ihtiyacım olduğunu fark ettim.
                 Eşim iyi bir okuyucudur. Haliyle güncel konulara daha çok vakıftır. Bu yüzden bir sürü konu hakkında fikri vardır. Oysa bende çoğu şeye boşvermişlik vardı. Bu bilinç halini değiştirip farklı bir boyutta olursam onu daha iyi anlayabilir hatta kendimi daha iyi anlatabilirim diye düşündüm. Bunu düşündüren ise benim tartışma olmadan neşeli, rahat ve eğlenceli bir hayata devam etmek istemem.  
Oysa kenar mahallede büyümüş bir insanın bir çok konuyu algılayış biçimi (bana göre) ya kahır eder ya da boş vererek bazı şeyleri örter. Böylece kendini daha mutlu hisseder. Temel de hep hazzı ararız ya. Bu toplumsal bir bakış açısı olsa bile bende onun içinde şekiller almıştım. Ancak bunu daha ileri götürmezsem durum çok dramatik olucaktı. Bunun farkına vardıran belki de eşimdi. Bu farklı 
bakış açıları bizi sürtüşmelere götürebilir hatta benim istemediğim dramların içine sürükleyebilirdi. Bu yüzden daha çok şeyi paylaşmam gerekiyordu. 
                   Bu isteğin oluşmasına sebep; bel fıtığı ameliyatımdan sonraki nekahat döneminde ortanca ablamın (Reyhan) bana taşıdığı kitaplar ve benim kitaplar hakkındaki düşüncemi değiştirmesi  olmuştur. Daha önceden de eşim bunu dile getirmemiş olsa da bu ihtiyacı bana defalarca anlatmaya çalışmıştır. Yani okumayı hiç sevmeyen birine okumayı nasıl sevdirirsiniz? Benim hayatımdaki insanlar bu yönde çok emek sarf ettiler. Bu gün bile iyi bir okuyucu sayılmam. Ancak ortam oluştuğunda bir kitabı bitirmeden bırakmam. Bununla ilgili deneyimlerim de olunca okuma hakkında fikirlerim çok değişti. artık ihtiyaç olduğunu bile düşünüyorum. Bu ham Hakan'ı doldurmak ve onu daha anlayışlı ve daha ifade eden biri olması için herkes le birlikte bende çalışmaya katıldım. Bu zamana kadar klasiklerden hiçte okuduğum olmadı. Ancak kişisel gelişim kitaplarının çoğunu okumuş sayılırım. Kitapların  adlarından yazarlarından çok ne yazdıklarınla ilgilendim. Oysa eşim biyografilerine kadar gitti. Belkide onlarıda okumalıyım. 
                  Yani hayatımda ailem ve çekirdek ailem çok önemli bir yer alıyor. Onların bana kazandırmak istediklerini şimdi daha iyi anlıyorum. Umarım onların yüzünü kara çıkarmadan güzel bir şeyler yapabilirim. Rahmetli İrfan ağbimin tohumlarını ektiği bu bilincimi daha da iyi bir hale getirmem için bana etrafıma gelip yardımcı olan herkese teşekkürler. "OKUMAK TUTKULARIN EN YÜCESİDİR" Bunların farkına varmam benim için çok önemli. Çünkü yapılacak işleri sıraya koyup çalışmam gerek.

HAYATINIZ BOYUNCA KENDİNİZE EN DOĞRU SORUYU SORMANIZ DİLEĞİYLE, HOŞÇAKALIN.

12 Mayıs 2013 Pazar

Stevie Nicks with Don Henley - Leather And Lace


KENDİMLE TANIŞIYORUM 13

KENDİMLE TANIŞIYORUM 13 
12/05/2013 BU GÜN ANNELER GÜNÜ
               Bu gün aynı zamanda Reyhanlıda bombalı saldırıların olduğu insanların yaranlandığı ve öldüğü bir gün. Yeryüzünde bir dünya anne evlat hasretiyle yanıyor bir o kadarı da varlığından bi haber yine sayısız evlat annesini merak ediyor. Ben se bu konuda çok şanslıyım. Biz yedi kardeş olduğumuz için en büyük ablam benimle ilgilenmiş. Annem yedi çocuğa rağmen çalışmış. Tabii yetişemediği zamanlar ablamın bende emeği çok olmuş. Ben de ona çocukken "küçük anne" derdim. Benim her dönemim de onun yanımda oluşunu bir bir hatırlarım. Ben de o kadar çok emeği vardır. Annem ise yetişebildiği kadar eğitti, temizledi, akıl verdi, yol gösterdi...
               Bu gün ise eşime anneler gününde kuru bir kutlama yaptım. Oysa bana hediyem için teşekkür etti. Benim bu açığımıda doldurmuştu. Sağ olsun. Annesi şehir dışından bizi ziyarete gelmişti onun içinde bir şeyler düşünmüş. Sağ olsun. Yani Çok farklı bir anneler günü yaşıyorum. Ancak bunun için bile bir sürü şeyi feda edicek bir sürü insan olabileceğini tahmin ediyorum. 
                 Annelerin gerçekten hayatımızda büyük önemi var olduğuna inanıyorum. Ben de duble olmuş. Bu yüzden çok şanslıyım. Annemi kaybedeli yıllar oldu. Fakat onun yerine yine bir annem var. Hatta bir de eşimin annesi var. Oda eksik olmasın Anne yarısı gibi bana emeği çok olmuş en önemlisi böyle bir insan dünyaya getirmiş. Onuda annem kadar sever ve saymaya çalışırım. 
Çocuklarını istedikleri gibi kanatları altında tutamamış ve bunun için hayatını mahveden annelerin de olduğunu düşününce insanın canı sıkılmıyor değil. Bu yüzden de şansım katlamış olmalı. Çoğu insan bir tane bile bulmazken ben de bir sürü var. Ancak şu da  bir gerçek kendi çocuğu olmadan bir anne kadar emek vermiş insanları da takdir etmeden geçemiyorum. Alanya' da Anne dediğim bir Aile dostumuz vardı. Güler yüzlülüğü ve insana huzur veren saflığı ile içimi o kadar çok duldurmuştu ki ardından rahmet okumadan edemem. Dünyanın en güzel insanlarından biriydi. Allah O' ndan binlerce kere razı olsun cennet mekanı nasip ettin inşallah. Kendi Annemin hakkını zaten ödeyemem. Allah onunda mekanını cennet etsin. Küçük annemden de Allah binlerce kere razı olsun. Oğlumun annesi eşimden de Allah razı olsun. 
                 Gördüğünüz gibi benim hayatımda ne kadar çok değerli insanlar var. Ben onlara nasıl haklarını öderim bilmem. Ancak şu onlar beni sevgilerinle beslediler. Huzur verdiler Güven verdiler. O yüzdendir ki Tüm anne ve gerçek anneler kadar emek sarf etmiş tüm insanların Anneler Günü Kutlu Olsun.

HER ZAMAN KENDİNİZE EN DOĞRU SORUYU SORMANIZ DİLEĞİYLE, HOŞÇAKALIN. 

11 Mayıs 2013 Cumartesi

HÜLYA AYDIN DOĞRUSÖZLÜ "TELVİN" -Atalet-

Atalet
İçimin kuyu köşelerinde atıl kaldım
atıl kaldık seninle
                             kuyulara düştük..
İhmal var, büyük bir ihmal
ömür sürüp gidiyor sanki bitmeyecek
yarınlara ertelemekten duygularımızı
görmezden gelip duygusal yarınlarımızı
yaşayamadan özgürlüğü ve hafifliği
                             sanki ömür bitecek..
Duygularımız atıl, hareketlerimiz atıl..
sömürülüyoruz,
kaybolduk, yitildik
Bir yayımız vardı bir de okumuz 
dışarılarda ararız atacak olanı
bir depar bir azim 
                               heyecana yenildik
(diyebilmenin coşkusu uyuyor içimizde)
Ne varsa atıl duran, evimiz, arabamız
nedir ki onlarla geleceğe güvenmek
gelmemiş gelecek için
                                bu günü yitirmek..
Kuşaklara kalan en güzel miras
duygularımızın bıraktığı izler
(iç özgürlüğümüz) -değil midir-
genlerimizi değiştirecek..
....
Bir yayımız var bir de okumuz 
ataleti yenmek için 
fırlat fırlatabildiğin kadar
                                 enginlere bir yerlere..
HÜLYA AYDIN DOĞRUSÖZLÜ "TELVİN" -Atalet-



Sting - Whenever I Say Your Name ft. Mary J. Blige


Sting - All This Time


The Police - Wrapped Around Your Finger


Sting - It's Probably Me (Feat. Eric Clapton)


KENDİMLE TANIŞIYORUM 12
          Bu gün 11/05/2013 
          Bu gün eşimle tanıştığımız otuz beş yıl olmuş. 11/05/1978 o günden bu yana aynı hayat yolunda ilerliyoruz. Güncel konulara bakışımız çok farklı ancak içsel konularda her zaman hem fikir olduğum eşim. Ne kadar çok anlatılacak şey var. Ancak böyle  bakınca 35 iki rakama sığan bir ifade şekli de var. Aslında ne kadar çok yaşanmışlık var. Bir sürü hikayelerden oluşan bir roman gibi. 
            Yazarlık zor derler ya bana hiçte öyle gelmiyor. Bu tamamen amatör bir düşünce de olabilir. Ancak sadece aşkımı anlatmaya kalan ömrüm yeter mi? Uzun yaşanmışlıkların içine o kadar çok şey giriyor ki. Anlat anlat bitmez gibi. 
             Hayatımı boşuna geçirmiş olabilirim bir sürü hatalar yapmış olabilirim. Hiç bir kariyerim olmayabilir. Hiç bir birikimim olmaya bilir. Zaman için de öyle bir hikayeler, öyle bir anılar, öyle bir hayat arkadaşım oluş ki bu zenginliği kalan zamanımda ancak anlatabilirim. Bir de gurur duyduğum bir evlat vermiş ki bana bu dahada dolu ve anlatması dahada uzun sürecek bir hikaye. Bana bu yüzden yazıcak bir şeyler bulması o kadar zor gelmiyor. 
              Sevgili eşim otuz beş inci yılımızda da yanımda olduğun ve bana huzur verdiğin için minnettarım. Belkide bu hayattan çok daha iyisini hak ediyorsun. Ama yollarımızı birleştirene şükürler olsun. 

HAYATINIZ BOYUNCA KENDİNİZE EN DOĞRU SORUYU SORMANIZ DİLEĞİYLE, HOŞÇAKALIN.

10 Mayıs 2013 Cuma

KENDİMLE TANIŞIYORUM 11

            Çocukluğumdan bu yana müzik benim için çok önemli olmuştur. Resim yaparken, kitap okurken, yemek yerken, yolculuklarda, araba sürerken... Bu sabah yine sting den bir kaç parça seçtim. Bunun bazılarını da paylaştım. Benim ruhuma dokunup konsantre olmama yardımı olan müzik gerçekten hayat yolculuğumda da bana iyi bir arkadaş. 
              Babamla beraber geçirdiğimiz şu günlerde babamın anılarını daha sık dinler oldum. Çünkü burada hayat yolumda çözmem gereken bir giz olduğunu düşünüyorum. Babama bu yaptığım şeyin ne olduğunu özetlemek için hergün okuduğu gazeteden örnek verdim. Bir köşe yazarının köşesini gösterip "buna benzer bir şey yapmaya çalışıyorum" dedim. Belkide burada yayınlayacağımız çok anısı olabilir. Kendimi anlatamam gereken bu sayfalarda o anıların ışığında bir şeyler bulursam paylaşacağım.  
               Babam, babasını hiç tanımamış üvey abisinin anlattıkları kadar tanıyor. Büyük babam yaşadığı yerlerde cura çalar toplantılarda insanlara müzikle ve şarkıyla  hikayeler anlatır  onları eğlendirirmiş. İnsanları  eğlendirmek bana kendimden bile önce gelen bir duygu olmuştur. Kendimden daha önce arkadaşlarıma önem vermem belkide bununla ilgilidir. Ancak şundan eminim ki müziği hayatımın bu kadar için de hissetmem genetik olarak var. Yani Babamında küçük yaşlarda keman çalmaya başlaması ve kendini buna kaptırmasını fark eden üvey abisinin tepkisini babam şöyle anlatıyor. "Sende bunu çala çala verem mi olucan" deyip kemanı elinden almış ve orada kalmış. Şimdiler de babam bir şarkı ezberlememiş ve bir enstruman çalamamış olmanın pişmanlığı içinde. Aynı duygular bende de mevcut. Ben bir iki şarkı ezberledim ancak dost meclislerinde söylemekle yetindim. Bu aralar dost meclisleri de toplanmadığı için mi yoksa çok zaman geçtiği için mi bilmem ama çoğunun nakarat bölümleri aklımda. Böyle giderse onları da unutucam. 
               Müzik ruhun gıdasıdır. Buna yürekten katılıyor ve müzik dinleme dağarcığımı arttırmaya devam ediyorum. Bana çok faydası olduğunu düşündüğüm müzikleri ara ara paylaşmaya çalışacağım. Yabancı olan şarkıların sözlerini anlamam ancak ses ve enstruman uyumu zenginliği açısından değerlendirmenizi tavsiye ederim. 

HAYATINIZ BOYUNCA KENDİNİZE EN DOĞRU SORUYU SORMANIZ DİLEĞİYLE, HOŞÇAKALIN.

Sting - Desert Rose


9 Mayıs 2013 Perşembe

sting fields of gold



18 wheeler TIR


Patti LaBelle - On My Own ft. Michael McDonald


1957 bel Air


KENDİMLE TANIŞIYORUM 10
                     
         Kendimi tanıma yolculuğumun başlarında duygularımın peşine  
düşmüştüm. Ne zaman ne yapıyorum, hangi güncel habere yorum-
larım ne oluyor, neyi nasıl yapıyorum yada yapmıyorum. İnsanlar nerede ben neler yapıyorum. Kim kiminle, ben kimin leyim. Kimi kariyeri için çalışmalar yapıyor kimi ruhsal hayatı için. Yani özetlemek gerekirse herkes bir uğraş içinde. Ben bu uğraşın içine girmemek için kendimi gevşek tutmaya çalıştım. Bu uğraşları vermek bende sadece bir görü oluştuğu zaman gerçekleşiyordu. Yani bir problemi fark etmem gerekiyor sonra da onunla ilgili şeyler için araştırma ve insanları gözlemleme yolculuğum başlıyordu.
           Çok genel bir şeyden bahsederken kendim den olmasına dikkat ederim. Çünkü başka birinden bahsetmek benim açımdan doğru olmuyor. Eksik yada yanlış olur diye her defasında kendimi değerlendirmeye çalışır ve kendimi ölçer biçer kendimi tartarım. Çünkü bu benim en doğru şekilde aktarabileceğim bilgi olur.
                  İnsanların çoğu ekonomik durumundan şikayetçidir. Bir şeyler yetmez ay sonu gelmez. Kazandığın hiç bir ay yetmez ve çaresizlikten de bir bankaya yakayı kaptırır ve büyük bir kaosun içine girer. Bu tamda benim içine düştüğüm bir durumdu. Yıllarca mücadele ettim. Fakat bir türlü vakıf olamadım. Nedenlerine gelince bir sürü. Otomobil tutkum bana çok pahallıya patlamış ancak bir o kadar da şey öğretmiştir. Her defasında az para harcayıp 
iyi kötü bir araba sahibi olup hemen direksiyona geçip motorun sesini dinlemeye başlardım. En ufak bir ses beni rahatsız eder hemen soluğu sanayide alırdım. O zamanlar kendime sormam gere-
ken soruyu sormaktan uzak dururdum. Çünkü arabam hakkında acil karalar almam gerekirdi. Bu da işime gelmiyordu, belkide tutkum izin vermiyordu. Kazandığım maaş bu iniş çıkışa müsait değildi. Ancak yaşam devam ediyor ve bende tutkum la ilgili açılmalara devam ediyordum. Daha sonra kaosun kendini bana hatırlatışı acı oldu. Arabamı satıp masraflardan kurtulup bir an evvel kendimi toparlamam gerekiyordu. Acı olan tarafı şuydu. Sevdiğim bir şeyi kendi gönül rızamla bırakmam gerekiyordu. Belkide bunda da bir denge sağlamış olsam bu gün kü yaşamım daha farklı olucaktı.
                Artık bu dengeyi tutkularıma ara vererek sağlamayı deneyimliyorum. 

HAYATINIZ BOYUNCA KENDİNİZE EN DOĞRU SORUYU SORMANIZ DİLEĞİYLE, HOŞÇAKALIN

7 Mayıs 2013 Salı

KENDİMLE TANIŞIYORUM 8
                 Bazen resim yapar biraz kafamı boşaltırım. Bu birazda teknik bir şeydir. Bir resim seçer ve onu istediğim ölçülerde büyütürüm. Bunu hemen hemen herkes yapabilir. Biraz görü yani persvektif gerekebilir. Tabii ki zaman da. Biraz da kalemi kullanmak olabilir. Biraz sabır birazda çalışma gerektirebilir. Bütün bunları bir araya geti-rip bir şeyler ortaya çıktığında çok hoşuma gider. 
                Bazı yaşam derslerimde hep bunu hayatıma yapmam gerektiği mesajlarını alırım. Ancak bu bi türlü başaramam. Şu anda bile her şeyi bir kenara atmış sıfırdan başlamaya çabalıyor olmam beni korkutmuyor. Sadece zaman kaybettiğim düşüncesi moralimi bozuyor o kadar. Bununla da başa çıkacağım. 
                Hayatımı şu anda bembeyaz bir sayfa gibi önüme sermiş durumdayım. Olucakları bende bilmiyorum. Fakat bir taraftan da çalışmaya devam ediyorum. Her ne kadar faydasız gibi görünsede mücadele eden tarafım bununla uğraşıyor. Evet şu anda edindiğim çok büyük hatta normal bir kariyerim bile yok. Ancak bu bi son da değil. Öyle ise yapılacak işler nelerdir deyip listeyi önüme koyduğum da ürküyorum. Ooo ne kadar çok iş var böyle. Şimdi işsizlikten yakınmanın bi anlamı da kalmıyor. 
                  Çoğu defa bunu yapmış olduğum için Einstein' in delilik tanımlamasına çok uyan bir profilin başındayım belkide öyleyim. Yaşamıma birazda sanatsal bir beceri de katarsak buda yer bulamıyor. Yani tam bir karmaşanın içinde herşeyin sıfırdan başlanması ürkütücü. Ancak cahilliğinde bi cesareti olduğunu biliyorum. Yani bende bi "deli cesareti" dedikleri şey mi var acaba?

HAYATINIZ BOYUNCA KENDİNİZE EN DOĞRU SORUYU SORMANIZ DİLEĞİYLE, HOŞÇAKALIN.

5 Mayıs 2013 Pazar

          KENDİMLE TANIŞIYORUM 7
          Çocuk yaşlarda abi ve ablalarımız bize kendi doğru bildikleri yolu göstermeye çabaladıkları dönemleri hatırlıyorum. Bu gün ölüm yıl dönümü nü andıkları kişilerden bahsederlerdi. O zamanlar tam olarak anlamadığım bir siyasi yapıdan bahseder
lerdi. Zaman içinde bunun ne olduğu hakkında biraz fikrim olmuştu. Bunun için de bazı ülkelerden bahsedilirdi. Şimdi bu ülkelerin liderleri abim gibi Allah'ın rahmetine kavuştular.
            Ben o zamanlarda olduğu gibi çok bi fikrim olmadan bu gün halen tam olarak kavramış değilim. 
Ancak bir mücadeleden bahsediliyor diğer taraftan terörist olarak nitelendiriliyorlardı. Bizim çocuk yaşta bir taraf olmamamız halinde zorlanacağımız tavsiye ediliyordu. Kardeş ve saf olduğun bir yaşta olduğumuzdan dır biraz da korunuyorduk. 
           Bende ise o zamanlar kendimi bilmeye başladığım günlerden bu zamana tek bir şey duruyordu. Sevgilim, dostum, aşkım, yol arkadaşım
varlığına her zaman duacı olduğum eşim. Halen daha yola devam ediyoruz. Belki hayatımda olmasının bambaşka bir anlamı da var olabilir. Fakat kendimi bildiğimden bu yana her türlü siyasi olayların yaşandığı bu ülkede, her türlü gelenekle-rimizin var olduğu bu toplumda, her türlü psikolo-jik evrede ve her türlü ekonomik yapıda hep yanımda olan sevgili ruheşime teşekkür ederim. 
              Bunun benim kendimi tanıma yolculuğum da o kadar büyük bir yeri ve anlamı olduğu anlatıl-maz. Bunu abarta bilir hatta çok çok abartabilirim. Ben deki yeri doldurulamayacak kadar büyüktür. İyi ki varsın.
HER ZAMAN KENDİNİZE EN DOĞRU SORUYU SORMANIZ DİLEĞİYLE,
HOŞÇAKALIN

HÜLYA AYDIN DOĞRUSÖZLÜ "TELVİN" -Yanılsama-

Yanılsama
Bükülmüş ipliği ruhumun
sarılmış ruhuma
gerçekliğimiz bir oyun
ayrılığımız yanılsama..
önceden boyadık iplikleri
kaderimiz dokunsun,
karmaşık bir dantel örneğini
çözemesek de şimdi,
sözüm, sezim der ki ; tüm bunlar 
varsın olsun..

Sen bir yanda ben bir yanda
bedenlerimiz ortalarda,
bir sarmaşık, bir ayrık
onlarca kez düştük
binlerce kez kalktık.
İpliklerini ruhumuzun
birbirine büktük.
bir sevgi anlaşması mı bu
bir öz bildirgesi mi
sözüm, sezim der ki; tüm kitaplar 
tekrar okunsun.

Sen karşımda bir ayna
Bakıpta göremediğim ben 
sende mi kaybolsun,
düştüğümüz bu yanılsama
engel olamaz ki 
ruhunun ruhumu sarmasına..
sözüm, sezim der ki; ey benim aymaz aklım
henüz çok topysun...

HÜLYA AYDIN DOĞRUSÖZLÜ "TELVİN" -Yanılsama-
          KENDİMLE TANIŞIYORUM 6

           Hayatımda insanlar çok büyük önem taşımıştır. O kadar ki bazen kendimden bile daha çok önem verdiğimi fark etmişimdir. 
           Herkes gibi benimde evladım bu yerde duruyor. Fakat bazen gençlik yıllarımda kendi arkadaşlarım, akrabalarım yada bana derdini açıcak   
kadar yakınlaşanlar. Bu otobüs yolculuklarında karşılaştığım yabancılara kadar uzanmıştır. Bunu fark etmem otuzlu yaşlara dayanmaktadır. Bunu düzeltmem ise sürüyor. Belkide ölünceye kadar sürecektir. Yolculuklarda bana derdini anlatan insanlara bazen yol gösterir ken yakalıyorum kendimi. Hayret ettiğim ise bu olaya benzer bir durumla daha önce ben karşılaşmışım fakat gösterdiğim yoldan o kadar farklı bir şey yapmışım ki. Bunu o insana gösterdiğim yolu bana birinin göstermesini çok istemişimdir. Oysa ki bu kararları kendi kendime almam gerekmiş. Bu kararlarım doğrultusunda uzun süre savrulmuşum da. Bunların eğitici taraflarını deneyimi yaşadıktan sonra fark etmişim. Sanki zaman benden hızlı gidiyor gibi. Fakat zaman kendi gibi olmuş ancak ben kendim gibi olmayı halen daha kabul edememişim. 
                 Olacak olanlar yada kapıda bekliyenler hepsi bu öğrenme halindeki bilincimle karşılaşa-caklar. Bunu bile bile bilincimin iyi olduğunu düşünmem yanlış geliyor. Hatta buradan yine eğitil-
me sürecimin yetersiz olduğu sonucuna varmam mümkün. Yani öğrenecek çok şey var. Bunların çoğununda başkalarına öğretirken öğrendiğim şeyler olduğunu gördüm. Hani derler ya "çoğumuz çocuklarımıza öğretirken öğreniriz". Buna tüm kalbimle inanıyorum. 
                    Bu günlerde işsiz gezerken oğlumun iş hayatı için ilk adımları hakkında bana fikir sordu- ğunda ona daha büyük bir sıkıntıyla karşılaşacağını söyledim. "Senin koşullarında hem okumalı hemde çalışmalısın" İş hayatı için ise girişken kendinden emin ve temizliğine ve görüşüne özen göster". Dediğim zamanları hatırlıyorum da ben bundan farklı yapmıştım. Böylece bu günlere gelmiştim. Şimdi aynı koşulları baştan bulsam yapacaklarımı anlatmam benim belkide öğrenme şeklimdi. Bu öğrenme şeklini daha kısa zamanda geliştirip yol tutmam gerekli. Yoksa çok geç kalıcam.
  
HER ZAMAN KENDİNİZE ENDOĞRU SORUYU SORMANIZ DİLEĞİYLE, HOŞÇAKALIN.